GoFor COP29’daydı: Türkiye’deki gençlerin iklim adaleti üzerine taleplerini BM İklim Konferansı’nda seslendirdik.

Gençlik Örgütleri Forumu (GoFor) olarak Avrupa Gençlik Forumu’nun delegasyonunda yer alarak 29. Birleşmiş Milletler İklim Konferansı’na (COP29) katıldık. Konferans boyunca hazırladığımız politika belgesini sunarak Türkiye’deki gençlerin taleplerini seslendirdik.

GoFor Küresel İlişkiler ve Politika Sorumlusu Celal Can Bilgiç, Avrupa Gençlik Forumu’nun (EYF) delegasyonunda yer alarak 29. Birleşmiş Milletler İklim Konferansı’na (COP29) katıldı. Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen konferansta COP29 boyunca karar alıcılar ve diğer sivil toplum kuruluşları ile Türkiye’deki gençlerin taleplerini ilettik.

Ayrıca, konferans boyunca 1-5 Kasım 2024 tarihleri arasında gerçekleştirdiğimiz “Çevresel Sürdürülebilirlik ve Adalet Değişim Programı” kapsamında oluşturulan politika belgesini üst-düzey toplantı ve görüşmelerde sunduk.

Peki, konferans boyunca neler yaptık? Kimlerle görüştük? COP29’da Türkiye’nin durumu, COP30’a giderken GoFor’un bakışı ve bu yılın ana meselesi olan iklim finansmanı gibi başlıkları detaylıca ele aldık. COP29 yolculuğuna hazırsan, aşağıdaki ana başlıklardan dilediğin bölüme geçiş yapabilirsin! 🌍

Merak ettiğin yerden başla! (İlgili başlığa tıklaman yeterli)

🤔 Neler yaptık?
👥 Kimlerle görüştük?
👀 Bir bakışta COP29
📌 COP29’da Türkiye
🏃‍♀️ COP30’a giderken
💰 COP29’un ana meselesi: İklim finansmanı 

🤔 Neler yaptık?

EYF ve GoFor olarak iklim finansmanına ve çevresel adalete dair taleplerimizi üst düzey karar alıcılara ilettik.

COP29 boyunca birçok üst düzey toplantıda yer aldık. Bu toplantılarda hem kendi politika belgemizi hem de EYF’nin politika taleplerini seslendirdik. Görüşmelerde temel olarak:

  • İklimle mücadelede gerekli olan finansal kaynağı belirleyen Yeni Kolektif Nicel İklim Finansmanı Hedefi’nin (NCQG) 1 trilyon Amerikan Dolar’a çıkarılmasını, 
  • Krediye ve özel sektöre dayanan iklim finansmanının, hibe ve kamusal kaynaklara dayanan bir şekilde reforme edilmesini,
  • Ekonomik büyüme merkezli paradigmanın terk edilmesi ve Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) yerine sosyal ve ekolojik refahı ölçen metriklerin geliştirilmesini,
  • Fosil yakıt sübvansiyonlarının kaldırılması ve yenilenebilir enerjiye adil bir geçisin desteklenmesini ve 
  • Gençlerin iklim yönetimi yapılarında yasal temsilinin zorunlu hale getirilmesi ve bütçe planlamalarında aktif rol oynamalarının sağlanmasını

savunduk.

 

👥 Kimlerle görüştük?

Almanya Ekonomik İlişkiler ve İklim Eylemi Federal Bakanı Robert Habeck ile bir araya geldik.

Konferansta Almanya Ekonomik İlişkiler ve İklim Eylemi Federal Bakanı Robert Habeck ile bir görüşme gerçekleştirdik. Görüşmede, iklim eyleminin yapısının hala muhafazakar olduğu ve bu alanda acil iyileştirmelerin yapılması gerektiği vurgulandı. Habeck, iklim değişikliğine karşı daha hızlı hareket edilmesi gerektiğini belirterek, “iklim değişikliği artık burada, daha iyi yapmalıyız” dedi.

Ayrıca, adil geçiş sürecinde gençlerin rolü de gündeme geldi. Habeck, hükümetin gençleri bu sürece nasıl daha iyi dahil edebileceğine ilişkin soruya Fridays for Future hareketine referans vererek gençlerin sürece kendi kendini oldukça etkili bir biçimde dahil edebildiğini vurgulayarak cevap verdi.

Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi Tarım, Kırsal Kalkınma ve Çevre Birimi Başkanı Peter Schmidt ile birebir görüştük.

COP29’daki yan etkinliklerden biri olan “Büyümeden Yeterliliğe: İklim Eyleminde Adalet ve Sürdürülebilirlik için ‘Sınırla ve Paylaş’ ve Diğer Politika Yollarının Rolü” başlıklı panele katıldık. Panel, Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi (EESC) ve Sürdürülebilirlik Ekonomisi Vakfı tarafından ortak olarak gerçekleştirildi.

EESC’nin Tarım, Kırsal Kalkınma ve Çevre Birimi Başkanı Peter Schmidt panelde konuşmacı olarak yer aldı. Panelde ekonomik büyüme odaklı kalkınma modellerinin iklim krizinin temel sebebi olduğundan ve bu modellerin COP seviyesindeki iklim tartışmalarını nasıl çıkmaza soktuğuna değinen Schmidt, sosyal ve ekolojik refahı önceleyen, kamucu ve yeniden dağıtımcı bir ekonomik modele olan acil ihtiyacı seslendirdi.

Panel sonrası Schmidt ile birebir görüşme fırsatı yakaladık ve politika belgemizi paylaştık. GoFor’un politika belgesinde detaylandırdığı büyüme sonrası ekonomi modelini ve Türkiye’deki GSYİH’i artırmaya odaklanan ekonomi politikalarının ne derece ekolojik yıkıma yol açtığını tartıştık. GoFor’un bundan sonra büyüme sonrası ekonomiye ilişkin yapacağı çalışmaları aktardıktan sonra gelecekte bu kapsamda hem Schmidt hem de EESC ile gerçekleştirebileceğimiz işbirliklerinden bahsettik.

Avrupa Parlamento Üyesi Lena Schilling ile görüştük.

COP29’un ikinci haftasına katılım gösteren Avrupa Parlamento Üyesi Lena Schilling, EYF’nin de içinde bulunduğu gençlik örgütleri koalisyonu ile bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda COP29’a dair gündemini paylaşan Schilling, “Kirletenlere Ödet” yaklaşımı çerçevesinde azaltım stratejilerinin bu yılki COP’ta ne derece geride bırakıldığı hakkında konuştu. Görüşmenin devamında toplantıdaki örgütlerin COP29 ve sonrası için yürüteceği çalışmaları soran Schilling’e politika belgemizi sunarak büyüme sonrası ekonomide gençlik katılımına yönelik çalışmalarımızı aktardık. 

Türkiye’deki yetersiz ve etkisiz iklim politikalarını da aktardığımız toplantıda, GoFor’un bu alandaki faaliyetlerinin, Avrupa’daki Yeşiller partileri için Avrupa Birliği dışındaki ülkelerle dayanışmayı güçlendirecek önemli bir kaynak oluşturduğu vurgulandı. Bu çalışmaların, iklim eylemi konusunda daha güçlü bir uluslararası iş birliği sağlanmasına katkı sunduğu aktarıldı.

Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi ile bir araya geldik.

COP29’da müzakereler sonuçlanmaya yaklaşırken, Avrupa Gençlik Forumu delegasyonu ile birlikte EESC ile ikili bir toplantı aldık. Toplantıda sonuçlanmak üzere olan müzakerelere gençlik örgütleri olarak nasıl etki edebileceğimizi tartıştık. Görüşmenin devamında iklim finansmanının kaynağı olarak fosil yakıt sübvansiyonlarının sonlandırılması, servet vergileri ve kamu yatırımları gibi mekanizmaların devreye alınmasının önemi ele alındı.

Avrupa Birliği’nin bu bağlamda daha aktif bir rol üstlenmesi gerektigi ve gençlik örgütlerinin iklim finansmanı ve kayıp ve zarar fonlarının oluşturulması, uygulanması ve izlenmesi gibi süreçlerde  etkili ve anlamlı bir biçimde dahil edilmesinin önemi vurgulandı. Bu kapsamda henüz uygulanmaya geçilen ve GoFor’un içinde yer almaya hak kazandığı “EU Youth Test” adlı gençlik örgütlerinin Avrupa Birliği politikalarına etki etmesini sağlayan mekanizmanın önemine değinildi.

Avrupa Komisyonu’nun İklim Eylem Komiseri Wopke Hoekstra ile toplantı aldık.

COP29’un son gününde, iklim finansmanı üzerine gerçekleştirilen müzakereler gelişmiş ülkelerin (özellikle de Avrupa Birliği) gelişmekte olan ülkelerin taleplerine karşılık vermemesi sonucu çıkmaza girdiği süreçte Avrupa İklim Eylem Komiseri Wopke Hoekstra ile bir toplantı aldık. Toplantıda, Avrupa Birliği’nin müzakerelerdeki yaklaşımını değerlendirirken delegasyondaki fosil yakıt lobicilerinin yüksek sayısının müzakerelere yansımasını gündeme getirdik. Buna ek olarak, iklim finansmanındaki hem niceliksel hem de niteliksel yetersizliklere dikkat çektiğimiz toplantıda, son olarak COP süreçlerinde gitgide daralan sivil alana dair endişelerimizi ve taleplerimizi ilettik.

👀 Bir bakışta COP29

Yetersiz, geç ve etkisiz iklim finansmanı

COP29’da anlaşılan yeni kararlar üzerine Yeni Kolektif Nicel İklim Finansmanı Hedefi (NCQG) kapsamında iklim finansmanı taahhütleri 2035’e kadar yıllık 100 milyar Amerikan Doları’ndan 300 milyar Amerikan Dolar’a çıkarak “üç kat arttı”. Ancak bu bir ilerleme değil; tam tersine bir gerilemeyi ifade ediyor: 

  • 2009’da gelişmiş ülkeler, 2020’ye kadar yıllık 100 milyar dolar taahhüt etmişti. Gelişmekte olan ülkelerdeki yıllık ortalama %8,34 enflasyon oranı göz önüne alındığında, 2024 itibariyle bu taahhüt 241,37 milyar dolar değerinde olmalıydı. 2035’te ise değeri yıllık 582,58 milyar dolara ulaşmalı. Dolayısıyla bu sözde “üç katına çıkarma,” aslında reel anlamda bir azalma olup, kayıp ve zarar, uyum ve adil dönüşüm için gereken kaynakların çok altında kalıyor.
  • NCQG üzerine yeni alınan kararlar, Kayıp ve Zarar Fonu’na ilişkin eksiklikleri yalnızca kabul ediyor, ancak gelişmekte olan ülkelerin yıllık 724,43 milyar dolarlık ihtiyacını karşılayacak özel bir fon veya mekanizma içermiyor.
  • NCQG, 2035’e kadar 1,3 trilyon dolarlık bir yol haritası oluşturulmasını yalnızca teşvik ediyor, ancak bağlayıcı taahhütler veya yaptırım mekanizmaları içermiyor. Gönüllü katkılar, kritik iklim eylemleri yerine kâr odaklı projelere öncelik verilmesi riskini taşıyor.
  • Gelişmiş ülkelerden yıllık yalnızca 300 milyar dolarlık bir finansmanla “liderlik” yapmaları isteniyor. Bu, Paris Anlaşması’nın 9. Maddesi’nin güçlü kamu finansmanı sağlama zorunluluğunu zayıflatıyor ve özel finansmana bağımlılığı artırıyor.
  • NCQG, iklim finansmanının neyi kapsadığını tanımlamıyor ve fosil yakıt yatırımları, karbon kredileri veya piyasa faiz oranlı krediler gibi zararlı faaliyetleri dışlamıyor. Bu durum, gezegen sınırlarının aşılmasına neden olan faaliyetlerin “iklim finansmanı” olarak sayılmasının önünü açıyor.

Sonuç olarak bu karar bir çözüm niteliğinde değil; yapısal sorunları sürdüren bir nitelikte. Küresel Güney’in acil ihtiyaçlarını görmezden geliyor, iklim krizinin artan maliyetlerini hiçe sayıyor ve iklim kriziyle mücadelede eşitsizliği sürdürüyor.

📌 COP29’da Türkiye

Türkiye’nin 2035 ve 2053 iklim hedefleri

Türkiye’nin COP29’da sunduğu iklim stratejisi de COP29’un genel sonuçları gibi oldukça yetersiz, geç ve etkisiz:

  • Türkiye kömür başta olmak üzere fosil yakıtlardan çıkış tarihi vermediği gibi, kömüre dayanan enerji arzını nasıl azaltacağına dair bir strateji de belirtmedi.
  • Türkiye Bakü’de “Nükleer Enerjiyi Üç Katına Çıkarma Deklarasyonu’na” imza atarak 2050’ye kadar nükleer enerji kapasitesini üç katına çıkarma taahhüdünde bulundu.
  • 25 ülke ve Avrupa Birliği, “ ‘Yeni Kömüre Hayır’ Eylem Çağrısı” ile tüm ülkelerden COP30’a kadar enerji sistemlerinin yeni kömür kullanımını içermemesini talep etti. Ancak Türkiye bu çağrıya katılmadı.

Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Derneği’nin de belirttiği üzere Türkiye, COP29 öncesi 2035 yılına kadar 120 GW güneş ve rüzgâr enerjisi kapasitesine ulaşmayı hedeflediğini duyurarak olumlu bir adım atsa da bu, kapsamlı bir iklim stratejisi için tek başına yeterli değildir. Kömürden çıkış planının olmaması, 2053 net sıfır hedefini gerçekçi kılmıyor. 2053 Uzun Dönemli İklim Değişikliği Stratejisi, sektörlere yönelik çeşitli azaltım hedefleri sunmakla birlikte, kömür ve nükleer enerji kullanımında ciddi bir dönüşüm içermemesi nedeniyle Türkiye’nin iklim taahhütlerini zora sokuyor.

Kömüre dayalı enerji üretimi, hem çevre ve sağlık açısından hem de kamu maliyesi üzerinde ciddi yükler oluşturuyor. Buna rağmen, Türkiye yeni kömür santralleri planlamaya devam ediyor. Oysa araştırmalar, kamu desteği kaldırıldığında ve kirletme maliyetleri uygulandığında, Türkiye’nin 2030’a kadar kömürden tamamen çıkabileceğini gösteriyor. Bu çelişkinin çözülmesi, iklim hedeflerine ulaşmanın yanı sıra enerji maliyetlerini azaltmak, dışa bağımlılığı düşürmek ve yeni, sürdürülebilir istihdam alanları yaratmak için önemli bir fırsat sunabilir.

🏃‍♀️ COP30’a giderken

GoFor’un COP30’a doğru uzanan yolculuğuna bir bakış

GoFor olarak COP29 sonrası iklim kriziyle mücadelede Türkiye’deki ve dünyadaki gençlerin hak temelli rolünü güçlendirmeye yönelik çalışmalarımıza devam ediyoruz. Orta vadede, Türkiye’nin adil geçiş politikalarındaki yetersizlikleri hedef alan politikalar geliştirerek: 

  • gençlerin adil geçiş süreçlerindeki anlamlı etkinliğini artırmayı,
  • yeşil ekonomi dönüşümünde risk altındaki gençlik gruplarının haklarını korumayı ve
  • politika yapıcılarla çevresel sürdürülebilirlik ve adalet üzerine daha güçlü bir diyalog kurmayı,

hedefliyoruz.

Uzun vadede ise, COP29’daki kazanımlarımızı temel alarak, gençlerin yerel, ulusal ve uluslararası iklim ve çevre süreçlerine katılımını destekleyecek yeni programlar geliştireceğiz. Özellikle “Simit Ekonomisi (Doughnut Economics)” gibi büyüme sonrası ekonomi modellerini baz alarak gençlik odaklı sürdürülebilir kalkınma modeli geliştirerek hem yerel ve ulusal ölçekte hem de uluslararası alanda bu modelin gençlik hakları temelli savunuculuğunu yapıyor olacağız.

Önümüzdeki yıl Brezilya’nın Belém şehrinde gerçekleşecek olan COP30’da yer alarak tüm bu orta ve uzun vadedeki süreçteki hedeflerimizi gerçekleştirme sürecinde edindiğimiz deneyimleri tekrardan üst düzey toplantılarda yer alarak aktarmayı ve oradaki tartışmalardan kendimizi geliştirerek Türkiye’deki çalışmalarımızı güçlendirmeyi hedefliyor olacağız.

💰 COP29’un ana meselesi

COP29’da ana mesele: iklim finansmanı

İklim finansmanı terimi, ülkelerin iklim kriziyle mücadele etmesine yardımcı olmak amacıyla sağlanan finansal mekanizma ve kaynakları ifade ediyor. Bu finansman, ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlama, düşük karbonlu kalkınma yollarına geçiş yapma ve karbon salınımlarını azaltma çabalarını desteklemektedir. İklim finansmanı, genellikle hükümetler, uluslararası kuruluşlar, özel sektör ve kalkınma bankaları gibi kaynaklardan geliyor.

İklim finansmanı, Paris Anlaşması çerçevesinde özellikle gelişmekte olan ülkeler için büyük bir öneme sahip. Tarihsel olarak iklim krizine en az katkıda bulunan düşük gelirli ülkeler krizden en çok etkilenenlerdir. Paris Anlaşması bu yaklaşımı kısmen benimsiyor. “Ortak ancak farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kapasiteler” (CBDR-RC) ilkesiyle, ülkelerin tarihsel sorumluluklarına ve ekonomik kapasitelerine göre farklı yükümlülükler üstlenmesini öngörüyor.

Bu bağlamda gelişmiş ülkeler, tarihsel sorumlulukları kapsamında gelişmekte olan ülkelerin iklim krizi çerçevesinde yaşadığı sorunları hafifletmek için finansal katkılar yapmayı Anlaşma çerçevesinde taahhüt etti. Ancak, finansmanın miktarı ve adil dağıtımı konusunda net mekanizmalar sunmaması sebebiyle Paris Anlaşması eleştirilmekte ve geliştirilmeye çalışılmaktadır.

COP29’un ana gündemi ise tam olarak Anlaşmanın bu eksik yanlarını gidermekti. 2009 yılında yapılan Kopenhag Konferansı’nda, gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelere 2035 yılına kadar 100 milyar Amerikan Doları taahhüt etmişti. Ancak küresel enflasyon ve iklim krizinin giderek artan ekonomik maliyetleri göz önüne alındığında bu miktarın yetersizliği gündem olmuştu. COP29 boyunca gelişmekte olan ülkeler ve sivil toplum örgütlerinin talebi bu miktarın 1.3 trilyon Amerikan Doları’na çıkartılması yönündeydi.

 

Önerilenler

Skip to content