29 Mayıs 2025’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan ve 31 Mayıs’ta hafta sonuna denk gelecek şekilde Adalet Komisyonu gündemine hızla taşınan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazına Dair Kanun Teklifi[1], demokratik denetim ve kamuoyu tartışmasından kaçırılarak hızlı bir biçimde yasalaştırılmak isteniyor. Bu aceleci tutum, teklifin içerdiği hak ihlallerinin kamuoyunda tartışılmasını engelliyor.
Gençlerin barışçıl protestosu hedefte
Teklif, gençlerin toplantı ve gösteri hakkını sistematik biçimde baskı altına alacak maddeler içeriyor. Anayasa’nın 34. maddesiyle[2] güvence altına alınan bu hakkın kullanımı fiilen cezalandırılıyor. 2911 sayılı Kanun’un[3] suistimaliyle barışçıl protestolara katılan gençlerin sistematik biçimde hedef alındığını yıllardır açıkça görüyoruz. Gezi Direnişi’nden Boğaziçi protestolarına, 8 Mart ve 25 Kasım eylemlerinden LGBTİ+ Onur Haftalarına kadar pek çok örnekte gençler, anayasal haklarını kullandıkları için 2911’e muhalefet, Cumhurbaşkanına hakaret, kamu görevlisine mukavemet gibi suçlamalarla gözaltına alındı, yargılandı ve tutuklandı.
Bu hukuksuz uygulamalar, güncel olarak 19 Mart’ta İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması sonrası başlayan protestolarda da devam etti. Valilik ve Kaymakamlıkların kent genelinde ilan ettiği eylem yasakları sıklıkla Anayasa’nın 34. maddesine aykırı biçimde uygulandı, bu yasakların bir kısmı idare mahkemelerince iptal edildi. Ancak mevcut teklifle bu baskı politikalarının yasal zeminle güçlendirilerek artacağı anlaşılıyor.
Ulaşım engeli gerekçesiyle ceza: Protestoya 1–3 yıl hapis
Teklifin 13. ve 14. maddeleri, “ulaşımı engelleme” ve “trafik güvenliğini tehlikeye atma” başlıkları altında protestoları suç kapsamına dahil edilebilecek şekilde genişletiyor. 14. maddeyle, “hukuka aykırı bir davranışla ulaşım araçlarının hareketinin engellenmesi” yeni bir suç olarak tanımlanıyor ve bu eyleme bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülüyor. Ayrıca, teklifte yer alan “Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi amacıyla veya sırasında başka bir suçun işlenmesi halinde ayrıca bu suçtan dolayı ceza verilir” ifadesiyle, taşıt yolunda gerçekleşen toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılan kişilerin ek suçlamalarla karşı karşıya kalmasının önü açılıyor.
Denetimli serbestlik daraltılıyor, cezaevi riski artıyor
Teklifin 18. ve 19. maddeleriyle, infaz sisteminde önemli değişiklikler öngörülüyor. Şartlı tahliye oranı %50’den %40’a düşürülürken, denetimli serbestlikten yararlanma koşulları ciddi biçimde zorlaştırılıyor. Hâlihazırda, 2911 sayılı Kanun’a muhalefet suçu 6 aydan 3 yıla, Cumhurbaşkanına hakaret suçu 1 yıldan 4 yıla, kamu görevlisine mukavemet ise 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası öngörüyor. Bu suçlar geçmişte genellikle cezaevine girmeden infaz edilebilen, adli para cezasına çevrilebilen ya da denetimli serbestlikle tamamlanabilen mahkûmiyetlere neden oluyordu.
Yeni düzenleme ise bu esnek infaz yöntemlerinin kapsamını daraltıyor. Gençler, bu suçlamalardan hüküm giymeleri hâlinde artık fiilen cezaevine girme riskiyle karşı karşıya kalıyor.
Düzenleme, denetimli serbestliğe erişimi yalnızca koşullu salıverilme tarihine kadar cezaevinde en az onda bir oranında – ve beş günden az olmamak üzere – kalma şartına bağlıyor. Bu, kısa süreli mahkûmiyetlerde bile hapis cezasının fiilen uygulanmasını zorunlu hale getiriyor. Barışçıl bir protestoya katıldığı için yargılanan gençler, artık çok daha kolay tutuklanabiliyor ve cezalarının bir kısmını cezaevinde geçirmek zorunda kalıyor. Bu değişiklik, protesto hakkı üzerinde açık bir caydırıcı etki yaratıyor. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin ardından gözaltına alınanlar için tutuklama tedbirinin yaygınlaşma riski, bu düzenlemeyle daha da büyüyor.
Sansür mekanizmaları hızlanıyor
Teklifin 25. maddesiyle, kişilik hakları gerekçesiyle internetten içerik çıkarma (teklifte “içerik çıkarma” olarak tanımlanıyor) ve erişim engelleme kararlarının sulh ceza hakimlikleri tarafından yalnızca 24 saat içinde, “ayrıntılı inceleme yapılmaksızın” ve “ihlalin ilk bakışta anlaşıldığı” varsayımıyla verilebilmesinin önü açılıyor. Bu düzenleme, özellikle eleştirel haberler, siyasi yorumlar ve kamuoyunu ilgilendiren içerikler üzerinde hızlı ve keyfi sansür uygulamalarını yaygınlaştırma riski taşıyor. Sulh ceza hâkimliklerinin tek taraflı kararlarıyla bugüne dek binlerce içeriğin erişime kapatıldığı bir ülkede, bu teklif ifade özgürlüğünü daha da zayıflatacak yeni bir adım anlamına geliyor.
Dijital alan da denetim altına alınıyor
Teklif, sosyal medya platformlarının içerik çıkarma kararlarını yerine getirmemesi durumunda yüzde 50 ile 90 arasında bant daraltma yaptırımları öngörüyor. Bu düzenleme, dijital alanın neredeyse tamamen denetim altına alınmasını amaçlıyor. Günlük erişimi on milyonu aşan sosyal ağ sağlayıcıları için uygulanabilecek bu yaptırımlar, bilgiye erişimi sınırlayarak ifade özgürlüğünü ve kamuoyunun haber alma hakkını doğrudan tehdit ediyor. Devletin, toplumu bilgilendirme yükümlülüğü yerine sansürü tercih etmesi, demokratik değerlere ve temel haklara açıkça aykırı bir tutumdur.
Çağrımız: Bu teklif geri çekilmeli
Bu düzenlemenin yasalaşması, gençlerin barışçıl yollarla dile getirdiği taleplerin kriminalize edilmesini ve Anayasa’nın 34. maddesinin fiilen askıya alınmasını meşrulaştıracaktır. GoFor olarak bu kanun teklifinin derhal geri çekilmesini talep ediyor, kamuoyunu, hukuk kurumlarını ve tüm demokratik yapıları gençlerin temel haklarına sahip çıkmaya davet ediyoruz.
Gençlerin sesi susturulamaz, demokratik talepler cezaevine sığdırılamaz!
[1] TBMM. (2025, 29 Mayıs). Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazına Dair Kanun Teklifi, Esas no: 2/3147. https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y3/T2/WebOnergeMetni/618a4d9f-3d76-488b-9461-7374abefae46.pdf
[2] Anayasa Madde 34: Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.
[3] 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, Anayasa Madde 34’te tanımlanan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kısıtlayan ve sınırlarını çizen maddeler barınmaktadır.





